artık sen varsın...

yoğun karlı günlerin ardından güneşi bekliyor şimdi gözlerim. sırtımda onca yükün ağırlığı varken her şeye yeniden başlamak, tüm yaşananları unutmak ve tüm yankılara karşı sessiz kalmak şimdi öyle zor ki...ne oldu ne bitti derken hayatın avucumun içine bıraktıklarıyla adım atar oldum. küçük hesapları ayak üstü yemek yer gibi özensiz bir iştahla yapıyorum şimdi...yaptığım tüm hesaplar açık veriyor...

kaygılarımla birlikte ne olacak diye beklerken etrafıma sinen o lanet olası bakışlarla ömrümü heba eden ve nesin sen der gibi fısıldayan dudaklarla gidiyorum ağır aksak...

ne olur, yarın ne sunar kadehinde bilmiyorum. bildiğim tek şey yine mağlup olduğum... hayata ve korkulara karşı...

 

şimdi masa başında geçen her saniyemde çocuğuma bir öykü bırakıyorum her gün. okudukça annesinin dizleri yaralı, dili küfür saçan, hayata öfkeli yanlarını görmesin hep bir masal sansın bunları...her sayfada vuruyorum yalanlara...

 

mutlu geçen çocukluk, kaygısız tasasız aşkla dolu geçen okul yılları, babasıyla tanışmam, evlilik ve gelişi tüm renkleri gözlerine katarak...

 

yalan yalan bunlar...hiçbiri hayatıma ait değil...kurgu da olsa iyi ki varsın bebeğim...

iyi ki hayatımdasın...baban çok uzakta belki...varsın olmasın.öykülerim hazırlayacak hayata seni.onlar büyütecek kırmızı kapaklı defterle.ben yokum, baban yok...gidiyorum şimdi. sen kal mutlu ol.öykümün en temiz yanı sensin. kahramanı sensin..öyle masumsun ki...şimdi sen hiç ah etme bu dünyaya...çünkü annen bedensel hazlardan uzakta, sevgisiyle hamile kaldı sana....

 

                                                                                Arzellaa...

Yorum (2) Yorum yaz!

kalmayan

 

başını öne eğdi

kirpiklerinin kıvrımıyla anlattı sabrını...

ve yine yeminler verdi hayata dair

yine hesaplarının dökümü süzüldü yanaklarından...

sıra 'yolculuk'ta

ardınsıra bakakaldı

ayak izlerine gömdü tüm anlatılmamışları...

bilmedi diğeri,

hiç duymadı...

gitti...

bitti...

 

                     Arzellaa...

Yorum (0) Yorum yaz!

yüzüm...

.........

 

yüzümü dönsem size,

hatırlar mısınız size yabancı düşman yüzümü?

kahpece vuruşlarınızı emeğime

ve küstürüşünüzü gençliğime...

 

ömrüm katmer katmer şimdi

içimde büyüttüğüm soluklar,

daralan nefesim,

yıllarca hoyratça savunduğum duruşum,

sızlayan her bir yanım

katmer katmer sızısıyla...

 

ve siz içimde öldürdüğüm bütün yüzler,

hayatımın en kalabalık yanı

dönsem size,

baksam...

tanır mısınız açtığınız yaraları???

 

                                           Arzellaa...

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

yürürlükten kalkmaya mecbur sevda...

kabuk bağlamayacak yara yoktur sevgili

adını anmadan geçecek belki bir ömür..

sızlıyor mu şimdi avuçlarım?

diner, süzülür, kurur...

körpe yalnızlıklar sarmış dört yanımı

kalabalıklara yakışır belki bir gün bu hoyratlığım...

 

tüm yansımalarda bir sığınak bulur kendine düşlerim

alır, terkeder ve ışıklara karışır korkularım...

ve sen

işte o an dinmiş ağrılarımın artçıları olursun zaman zaman...

 

her vakit gülerek acır ruhuna teslim bıraktığım sevdam

seninle olmaya alışmak varken

beni özler durur her an...

sevdam benden bir parça kalmışken koyuluklarında

paralayan tüm ihmallerinle uçurumlarda bekler durur

kendini vurur...

 

mayınlı bir tarla benim için senden kalan anılar

satır arası çocukluğum,

gece yarıları erik hırsızlığım,

gökgürültü korkularım,

ne olur dön diye haykıran her bir sızım

artık birer acı coğrafyadır

çok geç zamanlardan beri hükümsüz kılınmıştır...

 

                                                 Arzellaa....

Yorum (0) Yorum yaz!

eksik satırlardan anlaşılamayacak şiir..

 

.....

kalksam yerimden

sola yatsam

sığar mıyım yanıbaşına?

alır mısın seni sığdırdığım o küçük yüreğime?

 

bileklerim acıyor kelepçelerinden

yana yatıyorum

sahte işte her şey...sahte...

yok musun ne?

kan susmuş,sesinin yankısı ağlamaklı...

 

sezmiş biri, duymuş sesini sanki

saklan, çıkma sana adadığım yerinden..

varım da sensin, yokluğumda...

gün saysam da gidişine

son çiviyi çaktım bugün.

hiç gitmeyecekmişsin gibi...

 

şimdi uzuyor aramızda

taşlı, ölüm kokan yol...

bedenim çürümek üzere..

işte sen gidiyorsun ya...

ölüm geldi de gidiyor bile...

 

tutuşturduğumuz tütsünün kokusu avucumda

eline bıraktım en ağırını

an beni her içine çektiğin gün dönümünde..

 

giderken de sus...

 

şimdi hangi düne baksam

her yerde hüznünden kalan çivi izleri..

 

...........

 

                                                              Arzellaa...

 

Yorum (0) Yorum yaz!

......

 

 

eşele gözlerimi

kanatırcasına...

gördün mü

dün kaybettiğin suretini?

tanıdın mı yansımalarını???

 

                           arzellaa...

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

ahmet arif el yazısı...

 

gözlerimin pınarında bir bulut,

boşandı boşanacak nerdeyse...

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

kayıp...

 

puslu bir sonbahar saklı yaşamımda

gazeller savrulurken

her birinde bir anım yazılı dünümde kalan...

sonbahar ardından geliyor ayaz.

yağacak her kar tanesi donduracak,

yazdan kalan kanlı gözyaşımı...

kayboluyorum beyazlar içinde...

kayboluyor dünüm...

kayboluyor emeğim...

                     Arzellaa...

 

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

gittim....

 

saklıyorum

dünlerim yok şimdi

annem,ağlamalarım,kaçışlarım...

yok

suskun şimdi..yitiğim...

 

ne varsa şimdi dünden kalan

avuntularınızda saklı

ben yıktım çoktan senelerimi...

arkam dönük...

emanetim sana

yalnız sana

hasretimin en dokunaklı yanı...

 

limanları geçtim

yollar arşınladım

buğday bezeği kokusundan gidiyorum şimdi

tozlu topraklara

kavrulan yanım var şimdi

tadı tamağımda kaldı sanki yılların

gelecek sömürülerde kahrolmuş gibiyim...

 

sonuma doğru yol mu alıyorum ne?

kal demen de fayda etmiyor

bu kez elimde değil bu terkediş...

dönüşü de yok

bu yıkılış elimde değil...

 

dağılan tüm değerlere inat arkasındayım çocukluğumun

ne kaldı şimdi bana tozlu örtülerden başka

ağır ağır işleyen bir tekerlek

kaldıramadıgım dört köşe bir karton

içinde saklımda ne varsa yer almış olan...

 

sızlıyor içim

hiç sızlamadığı kadar...

bu kez şaka değil

sahiden gidiyorum asiden'im

sahiden...

 

paslanan anılarımı parlat dönüşlerimde

ardımda kalan

kırılan parçalarım

sende saklı...

ne varsa bu evde benden kalan

kokuna al...

beni de...

gittim...

bu kez sahiden gittim...

 

 

                                                 Arzellaa...

Yorum (1) Yorum yaz!

dostluk...

 

DENEMELER

[Michael de Montaigne]

DOSTLUK

 

Dost ve dostluk dediğimiz, çokluk ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir raslantı ya da zorunlulukla edindiğimiz ilintiler, yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Onu (Etienne de la Boetie: Montaigne'in en iyi dostu. İyi yürekliliği ve bazı şiirleriyle tanınmıştır.) niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim. 

Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelikle yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli yanlarına kadar birbirine öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tanımakla kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hale geliyordum. 

Öteki sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın: Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın, eli dizginde yürümesi gerekir: Aradaki bağ, güvensizliğe hiç yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir. Chilon (Eski Yunanistan'ın ünlü bilgelerinden biri.) dermiş ki: «Onu (dostunuzu), bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin.» Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu davranış, öteki dostluklara uyabilir. Bunlar için, Aristoteles'in sık sık tekrarladığı şu sözü de kullanabiliriz: «Ey dostlarım, dünyada dost yoktur...» 

Onsuz yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum: Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor. Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik; şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum: 

Nec fas esse ulla me voluptate hic frui

Decrevi, tantisper dum ille abest meus particeps (Terentius)

Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca,

Hiçbir zevki tatmamaya karar verdim. 

Her işte onun yarısı, ikinci yarısı olmaya o kadar alışmıştım ki şimdi artık yarım bir varlık gibiyim. 

Illam meae si partem animae tulit

Maturior vis, quid moror altera,

Nec chanıs aeque, nec superstes

Integer? Ille dies utramque

Duxit ruinam (Horatius) 

Mademki zamansız bir ölüm seni, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamakta ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük. 

Ne yapsam, ne düşünsem onun eksikliğini duyuyorum. O da benim için elbette aynı şeyi duyardı. Çünkü o, diğer bütün değerlerinde olduğu gibi dostluk duygusunda da benden kat kat üstündü. (Kitap 1, bölüm 28)

DENEMELER

Michael De MONTAIGNE

Türkçesi: Sabahattin EYUBOĞLU

Cem Yayınevi

29. Basım 1997

 Sf. 53-55           

Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »