kadınlar...erkekler...

             

 

                 KADINLAR VE ERKEKLER

 

    

     Soğuk ve sert bir rüzgar  esiyor memleketimde.Ruhumun çağlayanlarına inat.Ben her defasında o çağlayanlardan düşerken derin sularda kayboluyorum.Kendi  varlığında kaybolan kadın…İşte anlaşılmaz  dedikleri kadın ruhu!

    Derununda gizli kalmış dehlizlerde bir o yana bir bu yana savrulan kadınlar ve yanıbaşlarındaki aşkı göremeden başka aşklara koşan erkekler…Anlaşılamayan kadınlar ve anlamayan erkekler…Ayrı kaldıkları vatanlarına dönme iştiyakıyla vuslat zamanını bekleyen ruhani kadınlar ve sırf bir tene kavuşmanın özlemini duyan tabii erkekler…

    Şehrimin yağmurlarından daha ağır damlalar düşüyor gönlümün sokaklarına.Sokaklarım ıssız…Sokaklarım ıslak…Bir ben gibisi var mı?Yalnızlığa bu denli tutsak!

    Anlattıkça çoğalacağımı düşünürken bölünebileceğim hiç aklıma gelmemişti.Daha kaç parçaya bölüneyim?Bir padişah ve hattat hikayesini(1) okumanın ardından ruhumun yalnızlığına tanıklık etmek beni aynı hüsrana götürdü.

    Rasathane dönüşü evinde şimdiye kadar kimsenin yazmadıklarını en güzel şekilde yazmak için rahlesinin başına oturan hattat-rasıt ,sabaha dek sayfalarca hikaye kaleme alıyor.Bu yazdıklarını okuması için padişaha arz ediyor.Çünkü anlatmaya muhtaç ,duyulmaya muhtaç.Özellikle bir padişahın kendisini dinlemesine ve sırlarını ona dökmeye …Padişah sır dinlemeye en layık olan.Onun kadar hayatın tenhasında yaşayan yok zira.O, kalabalıklar içinde yalnız kalmakla en büyük yalnızlığı yaşıyor.

    Bir defterin arzıyla başlayan  sır katipliği gecelerce devam ediyor.Hattat her gelişinde kendini insan yapan acılarından ,sevinçlerinden bahsediyor.O anlatıyor ,padişah dinliyor.Dinlemekten hiç bıkmadan dinliyor hattatı padişah.Lakin sıra padişahın sırlarını ortaya dökmesine ,yalnızlığını paylaşmasına gelince hattat saraya gelip gidişlerinde rasladığı bir cariyeye tutuluyor.Evinde kendisini ruhani bir aşkla bekleyen karısını da anlaşılmayı uman padişahı da unutuyor.Bir yanda kocasının bütün sırlarına vakıf olmanın hasretinde aşık bir kadın ,diğer yanda ise insan ruhunun inceliklerinden habersiz sırf tenden ibaret bir cariye.

    Hattat defalarca karısının affını istiyor. “Çünkü benim kalbim isteyici ,ben erkeğim” diyor. “Beni affet.”Ve karısı onu  her defasında yüreğinde acılar biriktirtirerek affetmesine rağmen yine de bu ruhani sevgiyi anlamıyor hattat.Gönül aynasında kocasının aksi beliren karısının yerine tabii sevgiyle seven bir cariyeyi tercih ediyor.Ruhani sevgiyle seven bir kadın ve tabii sevgiyle seven bir erkek…Sevgilisini hem onun için hem kendi nefsi için seven kadınlar ve sevgilisini sadece kendi nefsi için seven erkekler…Bunca sevgiye ,bunca fedakarlığa ve bunca çileye rağmen bu anlaşılmazlık niye?

    Bedenim her şikayet edişinde ruhum sukut ediyor.İbn Arabi şöyle sesleniyor bir dizesinde:

   

   “Aşkından mecnuna dönmüş kişi sürekli yakınmakta

     Ayrılıktan,sevgilisinden uzakta kalmaktan

     Bense,tam tersine uzağım böyle yakınmaktan

     Çünkü sevgilim her an hayalimde,her an yanımda

     Doğrusu, sevgilim benden doğmakta,bende kalmakta

     Öyleyse”bana ne oldu?bana ne oldu?” demek niye?”(2)

     (1)Nazan Bekiroğlu / Nun Masalları

     (2)İbn Arabi / İlahi Aşk

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu  

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »