her yüz içimizden biri aslında...

      

...........

 

 ögrendigim kelimeleri zihnime yerlestirdigim dönemlerdi.insanların yozlasmış bir kültürle küçük çocukların körpe beyinlerine yükledigi anlamlarla doldurmuştum kelime altlarını.çevremdeki büyüklerin agzından çıkan her tanımı dogru sayar ve her imgeyi onların tasarılarıyla gömerdim zihnine...

   öncelikle insan sevgisini kavrayıp yapmam gereken tanımları,bu insan sevgisiyle doldurmak yerine sagını solunu göremeyen,çocukluktan taslaşmış bilgileriyle küçücük dünyaya sahip ve bu dünyayı sadece kendilerine ait sananlarla doluydu çevrem...

    bu yüce saydıgım bilgilerle var olan ırkları,dinleri,inançları görebilecek bir kavrama gücümün önü kapanmıştı.kimi savundugu siyasi görüşe göre inançsızdı,kimi dogdugu topraklar yüzünden yargılanırdı sorularla.beni bana yabancı sayan fikirlerin buyrugu altında ufacık kaldı çocuk kalbim...

    ilkokula basladıgım sıralarda ait oldugum toprakları söylerken bile içime yerleşmiş bu katı ve kör tanımların etkisiyle hafif suçluluk duyarak utanca kapılırdım.o topraklarda gelişen büyüyen ve hayatımda kocaman bir yere sahip ırklardan ve inançlardan dolayı bu duygularla ezilirdim sanki.

    içimde bir önyargı oluşmuştu ve tıpkı kör bir insan gibi sadece duyduklarımla yetinirken bir çift aglamaklı göz getirdi beni kendime...

     herkesin özgürce yasayabilecegi,inançlarından dolayı yargılanmadıgı,hasret kaldıgı toprakları bir çırpıda söyleyebilecegi bir dünyanın ayak izlerini aramaya basladım.

     sonbaharlar geçiyor ve büyüyordum.altını doldurdugum bütün tanımlamalardan uzak bir sözlük yarattım kendime.sadece kendi gözlerimle bakmaya basladım penceremin arkasından.görüp tanıyarak ve insan sevgisiyle yoğrulmuş tanımların daha az canımı acıtır oldu.arta kalan acılarım ise etrafımı sarmalayan bir kümenin zihninden geçenleri hala degiştirememiş olmaktan kalmıştı.onlar hala çocukluktan kalan açıklamalarla yetinmeye devam ederken aldıgım agır eleştirilerle ve dile dökemedigim bir itirazla suskunlugum arttı.

      ben önyargımı kırmıştım.deger yargılarım oluşmuştu.kocaman bir dünya yaratmıştım kendime.her yüz ırktan,inançtan uzaktı...her yüz dosttu,her yüz insandı...
  
      kırılamayan yargılarla savasmaya basladım şimdi.oysaki kör kalmaya yemin etmiş gibilerdi taa çocukluktan...
geçen her zaman aralıgı yargıları sertleştiriyordu.bu degiştiremedikleri düşünceleriyle ne kendinden baska bir dünyayı ne de bulundukları dünyayı kavrayabilecek bir güce sahiptiler. 

     ama ben içimde yeserttigim çiçekleri çocukken yargıladıgım gönüllere sunmaya basladım.

      bahçemi büyüttüm.
     
      şimdi kocaman bir bahçeye sahibim.yıllar sonunda aşabildim,üzerinden atlayabildim,bogulmaktan kurtuldum bu okyanusa nehir yaratamamış denizden...kendime ufacık bir nehir oluşturdum...her dilde türküleri bütün onaylamaz sessiz yüz ifadelerine karsı yüksek sesle dinlemeye ve dilini bilmesem de ezgilerine,seslerindeki titremelere aglar oldum...
       şimdi gönlüm çaglar okyanusa,
       tüm önyargılardan uzak,altı dolu dolu artık kelimelerimin.


        her yüz ırktan,inançtan uzak,
        her yüz dost,her yüz insan....
                                    
 
                                                                Arzellaa...
"

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

sus

                       

        hayat maskeli

      yargıları acımasız....

      kararsız duruyorum karsısında.

      

             sıyrıldım hayattan

             bir arka sokak düşündeyim

             hayattan düşüşteyim...

     

         bakışlarım ürkek

         adımlarım sızlatır topuklarımı...

 

         bir filmde basrol oynuyorum şimdi

         korkak,güçsüz,umutsuz...

         kalp atışlarım artar sebebsiz

         köşebasındayım...

         ne çıkar karsıma dönünce?

         korkuyorum

 

                susuyor şimdi arkandan umarsızca haykıran sesim

                saklıyorum gittiginde ardında kalan yaralarımı

                sinmiş heryerimde acımasız bir küskünlük

                seni bagışlıyor şimdi

                deger yargılarını kırarak...

        

       umutlarım yanında mı?

       ya vedaların,vefasızlıkların?

       bir yakamoz sevdadır ardımda kalan

       elim bomboş geldim sana

       ellerim nasırlı

       yüzümde dünden kalan makyajın bıkkınlıgı...

       sus şimdi...

       

                   sol yanım daha güçlü sanki

                   sol yanım bu kez benden önde gider gibi...

       

     

               

                                                                Arzellaa...

Yorum (1) Yorum yaz!

bir eksik umut...

                      

                            

                     kent yitik,ıssız sokak...

                 bir dilenci koyveriyor sulara kendini

                 daha bir aç,daha bir sefil.

                 duvar zifiri

                 çarpıyor gecenin saatlerine...

                 kem gözler kaldı sırtımda

                     kazıdıkça daha da derinleşiyor.

                 parmaklık arkası huzur verir oldu

                 karanlık çöktükçe...

                 korkuyu artırdı karanlıklar

                 sevemedim korkuyu...

                 şimdi tüm zamanlar benim,

                 sevdalar benim.

                 yasarım kanayarak,susayarak

                 sonrası acı...

                                açım şimdi

                                midem küskün bedenime.

                                bugün de bir ince bel çay,

                                yarım ekmek arası hasret,

                                dindirir,unutturur belki sancılarımı.

                                demir kapı,yüksek yatagım

                                düşerim,düşerim...

                                bir çocuk gözü arar bugünlerim

                                kaldı mı umut haykıran bir göz?

                                kaldı mı düzene söven koca bir yürek?

                                şimdi uzak gençligim çocuk sesinden

                                bir duysam çıglıklarını,

                                bir bilsem yarına umutla koştuklarını...

                                ne kaldı ki bir çocuk sevdasından başka???

 

                                                                             Arzellaa...

                               

                

                

                

                   

Yorum (1) Yorum yaz!

bekleyiş...

                              

                     

                      ........

                       savuruyorum kendimi kül rengi yarınlara...ölüm daha hafif gelecek belki! yasamın demir külçelerini taşıyamaz oldu kollarım.agır çok agır gelir oldu...virgüle gerek yok artık. masalımı bitirdim erkenden...anlatıcı oldum hep...aglattım kahramanlarımı...dilime kilit vuramadım. belki destansı bir motif süsler diye masalımı,bekledim durdum...kimi zaman da zulumat ülkesinde kayboldum ölümsüzlügü ararken...kayboldum...bir efsaneyi aradım durdum. 

 

                      şimdi dilimde yarım kalmış sevdalardan arta kalan ezgiler...unutmaya baslıyorum sözlerini. gönlüm hatırlayamaz oldu dünlerimi...içimde susturdugum sevgilerin kalıntıları var bölük bölük.  kalpte sızı aşk acıları...susmalar,enkazlar,umutlar,terkedişler,yarım kalmalar,hep belki birgünler...

                   

                     biterken ben...belki bir çocuk gülümsemesiyle dogar yeniden yarınlarım...

                     bir bakarsın bir varım,bir yokum...

                     şimdi bak,bekle...bugün varım,yarın yokum...

 

 

                                                                                        Arzellaa...

Yorum (yok) Yorum yaz!

arta kalanlar...

              .........

                                                                               

                         

           

          yaşanmamış yarınlar...

          bugünden umudu tüketti hıçkırarak

          ne bir ses ne de bir ışık bu husumeti geçiştiremez

          karar kılındı,soldu gölgeler

          adım adım terk ediyorlar sokakları...

          kent koyu bir yalnızlıga büründü.

          martılar gitti.

          bölündü uykular

          yine kaybediş...

          yine bir savaştan yenik çıktı isyanım.

          kızıllıgını artırarak tutuşuyor sevdalar,

          sevdalar ki sana dair...

          sevdalar ki seninle başlar...

          havada bir sükut,

          yalnızlıkta bir asabiyet...

          örtüşmez oldu duygular...

          bir iç çekiş özetlerken geçmişi,

          susturuldu ezgiler...

          yok oldu suretler bir bir...

          yine sardı kimsesizlik sokakları.

          yanılgılar,kaçışlar,terkedişler...

          bir bitiş noktası,bir sonsuzluk şarkısı oldu dillerde.

          kalem tükendi...

          söylenecek söz,izlenecek yol bitti...

          arta kaldı umutsuzluk,

          ne mi var beraberinde?

          avuçlarımda yalnızlık!!!

                

                                                       Arzellaa...

 

Yorum (1) Yorum yaz!

sana çıkan yollar...

                    

 

               sürdüm kokunu sineme,

               avuçlarımda terinin damlaları...

               gidiyorum...

               heybeme topladım senden arta kalanları.

               sustum...

               ardımdan gelen ahları duymamak için.

               bir isyan bir kahroluş destanı yazılıyor,

                                           ezip geçtigim yollara...

                burkuluyor bilegim adını her anışımda

                acemi sevdalar çıktı yoluma...

                devrildim...

                ardımda bıraktıgım bir çift nergis

                                            batırıyor oklarını yaralarıma...

                 kaçamam, böylesine sevdalıyken gururuna...

                 susarım...sessizlige boyanır çıglıklarım...

                 kapı kapı dolasıp yine sana çıkar yollarım

                 neyleyim???

                 kançanagı elleri?

                 neyleyim???

                 dönüp dolaşıp sana gelmeyen yolları,yamaçları

                 giderim...

                 unuturum...

                 severim... dedim

                 olmuyor...

                 anlar bu nehir,

                 yine sana çağlar,yine sana coşar...

                

                                                   Arzellaa...

Yorum (1) Yorum yaz!

kaç hüzün gerek...

                                

            

                .........                            ........

                  yine beynimi karıncalandırıyor parçalanmış umutlarım...yüregim yine yenik düştü akıl oyunlarına.korkmadın herşeyi göze aldın da ne oldu?ne geçti eline?  onca zamandır yalandan,riyakarlıktan uzaktın oysa...kandırılmaya,yalanlara susamıştın.onca zaman üstüne eskiyen bütün düşüncelerin su yüzüne çıktı yine...payına düştü sevgisizlik,güvensizlik...

 

                daha ne kadar yalancı kapıları çalacaksın?daha ne kadar yüzüne çarpılan kapıların eşiginde ağlayacaksın?eteklerinde topladıgın hayalkırıklıkları yüzünü günbegün soldururken daha çok yalan bezdirecek seni??? 

 

                 kandırma kendini...bu kez güçlüyüm bu kez kimse bezdiremez beni deme...kaybettigin duygular yine arayışa sürükleyecek yüregini...hasret kaldıgın sevda ,etrafnı sarmalayan düzen arasından sızıp gelecek,sana siper olacak sanma...yine tırnakların kan doldurdu avuçlarını...aynaya bakmak yine sızlatır oldu dişlerini...içindeki sesi sende susturmaya çalışıyorsun.susmuyor...üstünü kapattıgın umutların sızıyor çatlaklardan...kan revan içinde hepsi...

 

                   sustursan da ezgileri,saklasan da siirlerini gözlerinin sönmüş feri ortaya saçıyor düşüncelerini...

 

                    yine kan,yine yalan,yine ezilen umutlar ve sesi kısılmış ezgiler... 

                    daha çok ezgi lazım sana geçmişi gözler önüne serecek?daha kaç kapı kapanmalı gürültüyle yüzüne...hadi topla kırık dökük hayallerini,umutlarını,duymak istemedigin türküleri...karsına çıkan yepyeni bir yalanla tekrar yüzleşirsin onlarla...

 

 

 

                     şimdi dupduru bir umut olur

                                                           yarınlar...

                     rengi sarıya bürünmüş dünlerin.

                          havada uçuşan notalarla

                                                            bir adım daha atarsın

                     umut ettigin yola...

                     avucunun içindeki tırnak izleriyle...

 

 

                                                                   Arzellaa...

Yorum (1) Yorum yaz!

Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı...

                                   

                                

                                

                           

                    

                  

                                                   SU KASİDESİ
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Ey göz! Gönlümdeki içimdeki ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar çok tutuşan ateşlere su fayda vermez.
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
Bahçıvan gül bahçesini sele versin su ile mahvetsin, boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de gubârî yazısını, senin yüzündeki tüylere benzetemez.
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.
Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar.
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından kurtarabilir.
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
Gül fidanı bir hile ile meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su
Su Hz. Muhammed’in s.a.v yoluna uymuş ve bu hâli ile dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
İnsanların efendisi, seçme inci denizi olan Hz. Muhammed’in s.a.v mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için ve onun mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır.
Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan o mucizelerden, ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su
Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini bir mucize olarak parmağından su akıttığını kim işitse hayret ile şaşa kalarak parmağını ısırır.
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
Dostu yılan zehri içse bu zehir onun dostu için âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse o su, düşmanına elbette yılan zehrine döner.
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
Abdest almak için el uzatıp gül gibi olan yanaklarına su vurunca sıçrayan her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak orayı aydınlatmak ister. Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez.
Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı dertlerine derman bilirler.
Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların susuzluktan dudağı kurumuşların yanıp dâimâ su diledikleri gibi ben de seni özlüyorum.
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc’da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
Kabrini yenileyen tamir eden mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, ama o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.
Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su
Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin alelâde sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su damlası gibi birer inci olmuştur.
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün yahut aşık göz, sana duyduğu hasretten su gözyaşı döktüğü zaman,
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.

Fuzulî

 

          

         

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

kadınlar...erkekler...

             

 

                 KADINLAR VE ERKEKLER

 

    

     Soğuk ve sert bir rüzgar  esiyor memleketimde.Ruhumun çağlayanlarına inat.Ben her defasında o çağlayanlardan düşerken derin sularda kayboluyorum.Kendi  varlığında kaybolan kadın…İşte anlaşılmaz  dedikleri kadın ruhu!

    Derununda gizli kalmış dehlizlerde bir o yana bir bu yana savrulan kadınlar ve yanıbaşlarındaki aşkı göremeden başka aşklara koşan erkekler…Anlaşılamayan kadınlar ve anlamayan erkekler…Ayrı kaldıkları vatanlarına dönme iştiyakıyla vuslat zamanını bekleyen ruhani kadınlar ve sırf bir tene kavuşmanın özlemini duyan tabii erkekler…

    Şehrimin yağmurlarından daha ağır damlalar düşüyor gönlümün sokaklarına.Sokaklarım ıssız…Sokaklarım ıslak…Bir ben gibisi var mı?Yalnızlığa bu denli tutsak!

    Anlattıkça çoğalacağımı düşünürken bölünebileceğim hiç aklıma gelmemişti.Daha kaç parçaya bölüneyim?Bir padişah ve hattat hikayesini(1) okumanın ardından ruhumun yalnızlığına tanıklık etmek beni aynı hüsrana götürdü.

    Rasathane dönüşü evinde şimdiye kadar kimsenin yazmadıklarını en güzel şekilde yazmak için rahlesinin başına oturan hattat-rasıt ,sabaha dek sayfalarca hikaye kaleme alıyor.Bu yazdıklarını okuması için padişaha arz ediyor.Çünkü anlatmaya muhtaç ,duyulmaya muhtaç.Özellikle bir padişahın kendisini dinlemesine ve sırlarını ona dökmeye …Padişah sır dinlemeye en layık olan.Onun kadar hayatın tenhasında yaşayan yok zira.O, kalabalıklar içinde yalnız kalmakla en büyük yalnızlığı yaşıyor.

    Bir defterin arzıyla başlayan  sır katipliği gecelerce devam ediyor.Hattat her gelişinde kendini insan yapan acılarından ,sevinçlerinden bahsediyor.O anlatıyor ,padişah dinliyor.Dinlemekten hiç bıkmadan dinliyor hattatı padişah.Lakin sıra padişahın sırlarını ortaya dökmesine ,yalnızlığını paylaşmasına gelince hattat saraya gelip gidişlerinde rasladığı bir cariyeye tutuluyor.Evinde kendisini ruhani bir aşkla bekleyen karısını da anlaşılmayı uman padişahı da unutuyor.Bir yanda kocasının bütün sırlarına vakıf olmanın hasretinde aşık bir kadın ,diğer yanda ise insan ruhunun inceliklerinden habersiz sırf tenden ibaret bir cariye.

    Hattat defalarca karısının affını istiyor. “Çünkü benim kalbim isteyici ,ben erkeğim” diyor. “Beni affet.”Ve karısı onu  her defasında yüreğinde acılar biriktirtirerek affetmesine rağmen yine de bu ruhani sevgiyi anlamıyor hattat.Gönül aynasında kocasının aksi beliren karısının yerine tabii sevgiyle seven bir cariyeyi tercih ediyor.Ruhani sevgiyle seven bir kadın ve tabii sevgiyle seven bir erkek…Sevgilisini hem onun için hem kendi nefsi için seven kadınlar ve sevgilisini sadece kendi nefsi için seven erkekler…Bunca sevgiye ,bunca fedakarlığa ve bunca çileye rağmen bu anlaşılmazlık niye?

    Bedenim her şikayet edişinde ruhum sukut ediyor.İbn Arabi şöyle sesleniyor bir dizesinde:

   

   “Aşkından mecnuna dönmüş kişi sürekli yakınmakta

     Ayrılıktan,sevgilisinden uzakta kalmaktan

     Bense,tam tersine uzağım böyle yakınmaktan

     Çünkü sevgilim her an hayalimde,her an yanımda

     Doğrusu, sevgilim benden doğmakta,bende kalmakta

     Öyleyse”bana ne oldu?bana ne oldu?” demek niye?”(2)

     (1)Nazan Bekiroğlu / Nun Masalları

     (2)İbn Arabi / İlahi Aşk

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

sabahattin ali...


E S K İ   K İ T A P L A R 


Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna
Remzi Yayınevi, 1943

Yaşamı da yazdıkları gibi hüzün doludur Sabahattin Ali'nin. Bu yazıda ele alacağımız kitabı 1943 yılında yayınlanmıştı. Sevinerek söylemeliyim ki, YKY'nin "Bütün Eserleri" dizisi çerçevesinde basılarak yeniden okuyucularla buluştu.

Gerçekçiliğin en başarılı örneklerini vermiş olan bu olağanüstü duyarlı yazarın, "Kürk Mantolu Madonna" kitabı, yalnız tüm zamanların en hüzünlü aşk öyküsü olmakla kalmaz, aynı zamanda, edebiyatımızın en başarılı psikolojik anlatılarından da birisidir. Yenilmiş, silik, içine kapanmış bir insan kişiliği üzerine yapılmış çözümlemeler, o kişiliğin ardındaki çok zengin bir duygu ve düşünce dünyasının tasviri, kullandığı dilin sadeliği ve güzelliği, "Kürk Mantolu Madonna" yı bugün de okunur, güncel kılan özellikler. Yazarın nitelemesi ile, bu "uzun hikaye" bizlerde zaman duygusu hissettirmekte olağanüstü başarılı. Hızlı bir tempo ile giden ilk bölüm, Raif'in gençliğini ve duygularını aynen yansıtır. Önce yabancı bir ülkeye gelmenin çekingenliği ile geçen ağır tempo, onun aşkı bulması ile hızlanıverir. İkinci bölüm ise, kendini bu taşra kasabasına mahkum etmiş bir insanın yaşamına, taşradaki zaman akışına uygun olarak durağanlaşır; beklenecek bir şey yoktur, değişecek bir hayat yoktur; beklenen son ölümdür.....Ve yazar, bu dingin yaşam ile sözdizimi arasındaki uyumu yakalar. Ancak böylelikledir ki, okuyucu o canlı, umut dolu gençliğin yerini tükenmiş, nihilist bir yaşamın almasının trajedisi ile duygudaşlık edebilir.

Öykü, klasik Yunan trajedilerinin temel bir özelliğini taşıyor. Önce bir hazırlık dönemi, ardından gelen mutluluk ve onu takip eden yıkım. Tüm bu süreç, yani mutluluğun ardından gelecek felaket, yine trajedilerin yapısına uygun olarak, öykünün çatılışı nedeni ile önceden haber verilmiştir. Zaten felaketin kaçınılmazlığının bilgisidir trajedinin etkisini arttıran. "Kürk Mantolu Madonna", asıl etkisini "son" yazısı ile birlikte gösteriyor. Ağzımızda kalan buruk bir taddır. Keşke dersiniz; keşke öyle olmasaydı, keşke savaş çıkmasaydı, keşke kızını gördüğünde donup kalmasaydı, keşke... Keşkeler sürüp gidecektir, ama hiç bir motif, Holywood veya Yeşilçam melodramlarındaki rastlantısallıklarla benzer değildir. Evet, rastlantılar bu yaşam trajedisini belirlemiştir, ancak, bu rastlantılar bütünüyle toplumsal, siyasal, ekonomik nedenlerin üzerinde yükselir. Aslında onlar zorunluluklardır.

Sol düşüncelere sahip, muhalif bir insandı, ve kuşkusuz bütün yazdıkları bu duruşun etrafında oluşmuştur. Ancak hiç kimse Sabahattin Ali'de çıplak bir ideolojik manüpülasyon, didaktik bir tonlama gösteremez. Her şey konunun ve ayrıntıların içinde kodlanmıştır. Neye karşı ise, karşı olduğu şeyi apaçık işaret etmez, okuyucunun gözüne sokmaz. Bu kitap, bir yandan toplum ve geleneksel aile yapısına, öte yandan savaşın akıldışılığına açık bir tavır alıştır aslında. Okuyucu, bu hüzünlü aşka engel olan savaşa da, parlak genç öğrencinin Anadolu'nun bir kasabasına gömülmesine, yaşamdan el etek çekmesine de öfkelenmeden edemez. Oysa ki, S.Ali yalnızca - üstelik bütün öykülerine göre daha dingin bir uslupta- bir yaşam anlatısı yapmaktadır. Ne büyük laflar kelam eder, ne yaşananları abartır. Tam tersi, o yumuşak, pastoral üslubun kendisidir isyanımızı, hüznümüzü yaratan.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »