...
gün gözlerin ile doğar bu kente..
sokakların ilk konukları
alel acele işlerine giderken
senin gülüşünden geçerler..
senin gülüşün olur
her sabahın merhabaları..
kavrulur şehir günün en demli anında..
ertesinde bir sıkıntı
bir telaş alır güneşi..
kim bilebilir ki.
kıskandığını
gözlerinden dünyaya yayılan
güzellikleri..
ve hevsel..
kırklar dağı..
karacadağ'ın umut kokan papatyaları..
bükerler boyunlarını
geri yol almak isterler toprağa..
yeryüzünü teslim etmek isterler
senin tanrısal kokuna..
ertesinde ikindi vaktinin infazı..
akşam ezanı!!
ve karanlıkların geceye inat
firarlarda olması..
bulunmayan karanlıklara inat..
bu şehrin kendini
senin saçlarına dolaması..
tüm yaşananların
senden bir parça gibi..
adının her hecesinde
mutluluğu barındırması..
Sen dolu bir ömür yaşarken o şehir..
Kime sormalı bu ömrün kaderini..
Şehir doya doya.. kana kana içerken seni
Kıskanmamak elde mi o memleketi...
.. serdar atlıbatur..
zaman dolmadan...
Uzun bir yolcululuğa çıkma zamanı gelmişti artık.Yitirdiğim zamanı kovalama ve
büyük sorgulamadan geçme zamanı...Herkesin gittiği bir yön vardı
hayatında, bense yolunu kaybetmiş gibiydim. Hayat o kadar sankilerle doluydu ki
bu hengamede varlığımdan bile şüphe duyar olmuştum.Nerede başladı bu hikaye, asıl adam ve asıl kadın kimdi bunu bulmalıydım herşey
yok edilmeden önce...
.......
ayrılıklar...
kristal yangınından düşen aforizmalar...
en sevgili'ye
EN SEVGİLİ'YE
ey sevgili!...eğer gönlüme tesir eden bir nefeslik iç çekişim olsaydı
sararmış benzinde suzan olurdum...derbanda ve asumanda ay yüzün olsaydı
aşkın hevesinden gönlüme bıkkınlık gelmezdi.... öyle kuvvetli ki
arzularım şimdi isyana tevessül etmekte esaretinden…öyle özge canım belirdi
ki kemaleti öğreten oldum, dırahşan ve pesendide yüzünden…
ey sevgili!… önceleri senin elinden isyan ile şikayete giden ben
olurdum… masiva aşkına feryadım tamam olunca…sonraları bezm-i alem feryadıma… saçlarındaki hüznü sarmaşık kıldı… ve saçların dökülünce saçaklarından onu ilk gören bahtı kara ben oldum…işte bu yüzden!... tam bu yüzden!... ah ile zar oldum elinden… gönlüme firak ve bitab düşerken…
ey sevgili!... ne zaman döneceksin letafet dünyasına… aşık-ı şuride
suzan oldum… hayretlere gark oldum… can oldum… canan oldum… heyulasına
dahi gül-i baran oldum… belli bir vaktin kader dendiği iyiliğe vuslat
kalbim… özge canın gülistanında mahzun…aşkına nalan olunca büyülü gözlerin
sığınağım oldu…
ey sevgili!...ender güzelliklerde seyr-ü sefaya dalan aşkın harp meydanındayım şimdi… yeter ki bir huzmecik asalet ver asilliğinden… o zaman razıyım gamınla cehalete kayıt düşülmeye… sözlerden düşmüşken murada…erdim de derviş oldum… kemaleti öğreten olunca, anladım ki erimişim çağ yangınında…
ey sevgili!... önceleri gönlümde nezaketle derlenmiş arzular vardı
çiçek çiçek… ol sebepten serkeş ve sergerdan gezindim kelebek kelebek…
divane! ah çeken aşıkların dilinden güler yüzümle geldim sana…yine de meyl
etmedin bana… vel hasılı ol sebepten hem vallahi hem billahi gördüm
dırahşan-ı dideni… üzüntüden en acılı arabesk duygulara büründüm… lakin
cümbüş ederken barlarda gördüm seni…
ey sevgili!... özge canımdan bezdirirken beni… ve benden cümbüş ederken
sefası…kaldı yalnızlığımda ağıtın, baştan sona cefası…ilk ve son nefes
kadar aralarda… sen ve ben olan aşkın narı… emrine amade dert ile
efganı… suzidil, suzinak geldi geçti aşktan… hem neyden… hem rebabtan …
ey sevgili! aşkına dideban olup geçtim yeni yeni engellerden… yalnızlığı kaç dersten çıkardığımı bulmalıydın sen…ve bir…ve iki… ve üç… ve dört
üftadem… bütün basamakların rakamlarında buldum seni…kaybeder miyim
desem kayda değer miyim… geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanın
aralığından…şubatından…martından…nisanından kalan ince bir sızı gibiyim...
15.03.2006
bir nehir daha tükendi...
|
tende silinen toprak kokusu...

tende silinen toprak kokusu...
simdi bir çekiş neleri özetler sessizce...oysa bitirdim ben ucu sivri kalemimi.ne bir ses nede bir dize dimagımdaki dügümü çözemez simdi...uçsuz bucaksız kutsal topraklarımdaki nem kokusu bogar gibi sevdamı.erken terkediş bu yasadıgım...içimdeki enkazlarını temizlemeye gidiyorum yıkık kentimin...çok mu uzak orası...alır mı basar mı beni bagrına?sol yanımda bir baska toprak kokusu,agrısı varken.bavulum bu kadar agırken ne kadar uzaga gidebilirim.aslında basıboş çıplak ayak gitmek var ya burada kendime ait bir sey bırakma korkusu var içimde.geri dönmem için bir bahane bırakmış olmam mı? yara bere içinde kaldım kosarken sevdana...çarpa çarpa kırık dökük simdi heryanım...simdi bu sehri sana bırakıyorum ezan sesleriyle,günbatımıyla,bir çoşup bir durulan ırmagıyla...yanıma aldıgım tek sey bana aldıgın meyve sabunları.renk renk...her sabun kokusunda tenini anacagım alışmaya çalışarak.zor olacak belki de burada kalmaktan daha zor...ama asla dönülmezlik huzur verecek ruhuma giren ezgilerle...baska bir tende baska bir sokak kokusunda...kendime bile yabancı olacagım bu sınırlar ötesinde seni bitirecegim gün sayarak...baska bir sehre ait olacak hikayem,siirim,sevdam...
arzellaa...
:: Sonraki »






