..........GİTME........

Yorum (yok) Yorum yaz!

...

      ....

         gün gözlerin ile doğar bu kente..

         sokakların ilk konukları

         alel acele işlerine giderken

         senin gülüşünden geçerler..

         senin gülüşün olur

         her sabahın merhabaları..

 

                      kavrulur şehir günün en demli anında..

                      ertesinde bir sıkıntı

                      bir telaş alır güneşi..

                      kim bilebilir ki.

                      kıskandığını

                      gözlerinden dünyaya yayılan

                      güzellikleri..

 

          ve hevsel..

          kırklar dağı..

          karacadağ'ın umut kokan papatyaları..

          bükerler boyunlarını

          geri yol almak isterler toprağa..

          yeryüzünü teslim etmek isterler

          senin tanrısal kokuna..

 

                       ertesinde ikindi vaktinin infazı..

                       akşam ezanı!!

                       ve karanlıkların geceye inat

                       firarlarda olması..

                       bulunmayan karanlıklara inat..

                       bu şehrin kendini

                       senin saçlarına dolaması..

 

          tüm yaşananların

          senden bir parça gibi..

          adının her hecesinde

          mutluluğu barındırması..

 

                        Sen dolu bir ömür yaşarken o şehir..

                        Kime sormalı bu ömrün kaderini..

                        Şehir doya doya.. kana kana içerken seni

                        Kıskanmamak elde mi o memleketi...

                                                                                    .. serdar atlıbatur..

Yorum (3) Yorum yaz!

zaman dolmadan...

 

  Uzun bir yolcululuğa çıkma zamanı gelmişti artık.Yitirdiğim zamanı kovalama  ve

büyük sorgulamadan geçme zamanı...Herkesin gittiği bir yön vardı

hayatında, bense yolunu kaybetmiş gibiydim. Hayat o kadar sankilerle doluydu ki

bu hengamede varlığımdan bile şüphe duyar olmuştum.Nerede başladı bu hikaye, asıl adam ve asıl kadın kimdi bunu bulmalıydım herşey

yok edilmeden önce...

                                                                 .......

Yorum (yok) Yorum yaz!

ayrılıklar...

   
 

AYRILIKLAR DA SEVDAYA DAİR

Sevdiğin insanın bir başkasıyla mutlu olduğunu görmekten daha acı olan
şey; artık seninle mutlu olmadığını görmektir. Bir zamanlar sana ait
olan her şeyin yitimidir kalbinizin acı çekmesine sebep olan… Sıcacık
gülüş yok olur; sımsıkı kavrayan el yerini zoraki bir tutuşa bırakır… Her
iki göz de birbirine kilitlenmez artık... Yaşanılan her şey, yerini
iğreti bir yapmacıklığa devreder daha önceden asla var olmayan…Bazen tek
taraflı, bazense her iki tarafın da isteğiyle hiç bitmeyecek sandığımız
sevdalar doğru yada yanlış, zamanlı yada zamansız; ama bir sebepten son
bulur…
Birini sevdiğinde her istediğini verecek kadar cömert olmaya inanıyorum
ben. Hiçbir çıkar göz etmeden verilen değerdir insana asıl değeri
katan… Karşılığını beklemeden sevebilmektir; o seni sevdiği için değil… Onun
mutluluğu için kendi mutluluğunu hiçe sayabilmektir. Zira bencilliğin
bittiği yerde hayat bulur sevgi…
Duygular her zaman sözsel dile getirilemiyor. Bir bakış, bir dokunuş,
küçük bir incelik ayrıntılarda saklı kalan… Bir şeklide ruhunu
okşayabilmek karşındakinin… Daha önce varlığından bile haberdar olmadığın
duygularını ortaya çıkartabilmek… Başka bir sen olabilmek; mutluluklarının
yanında korkularını da yaşayabildiğin bir denizde kendini güvende
hissedebilmek…
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı yoğunlukta yaşarken sevdanı, o sevdanın
sende bıraktığı tadı kağıda dökmeyi becerebilmek ise oldukça zordur.
Bir türlü doğru kelimeler seçilemez; seçilenler de yeterli gelmez… Sizin
benliğinizi yükleyebildiğiniz bir şiir ise tüm duygularınızı;
acılarınızı, öfkenizi, tutkunuzu, özleminizi, çığlıklarınızı, coşkunuzu… en
konsantre sunabilen anlatım metodu olarak o anda imdadınıza yetişiverir.
Şiir okumak benim kalemim değil. Edebi bir eserden aldım hazzı nedense
alamadım bir türlü şiirden. Ama yine de öyle şiirler var ki… hele bir
de size aktaran kişinin seslendirmedeki tonlaması içinize işleyebilecek
nitelikteyse… Müşfik Kenter, Rutkay Aziz ve de Kenan Işık’ın ağzından
dinlediği bir şiire kim kayıtsız kalabilir ki? Yada Oktay Kaynarca…
Komik adam diye bildiğimiz Yılmaz Erdoğan… Şiir sadece şairin dizelerinde
değil; okuyanın dudaklarında ve ruhunun yaşattırdıklarında da renk
buluyor kanımca… Ne gariptir ki şairin anlatmak istediği ana temadan da öte;
her okuyanda uyandırdığı duygu, bıraktığı düşünce birbirinden farklı
oluyor. Bu da yaşanmışlık ve de hazır olunuşlulukla ilintili olarak
değişiyor herhalde…
Veda eden de edilen de olsanız, artık hayatınızda olmayan birini seven
herkesedir bu şiir;
Sen hiç duydun mu başka bir yüreği kendi göğsünde atar gibi…
Üzüldün mü, yanaklarından süzüldü mü hiç bir başkasının göz yaşları…
Yabancı hıçkırıklar gelip düğümlendi mi göğsünde…
Düşündün mü geceleri…
Senin olmayan rüyalar gördün mü…
Senin olmayan birini sevdin mi…
Gökyüzüne baktın mı, yıldızlar düştü mü, güneş doğdu mu her gecenin
sonunda…
Uyandın mı başka birinin sabahına…
Hiç sevdin mi sen,
Duydun mu başka bir yüreği kendi göğsünde atar gibi …
Gülümseyişini hissettin mi belli belirsiz kendi dudaklarındaymışçasına
yakın, sıcak…
Hiç sevdin mi senin olmayan birini?
Senin olmayan bir şehirde, bir gecede, bir bedende yaşadın mı hiç…
Sen hiç gerçekten sevdin mi senin olmayan birini…?

Sevmenin sadece almaktan ibaret olmadığını kavrayabileceğiniz
olgunlukta bir hayat dilerim. Ne demiş şair “Ayrılıklar da sevdaya dair”…
 

                                                                

 

                                                                                 ............

Yorum (yok) Yorum yaz!

kristal yangınından düşen aforizmalar...

 

 

               

                                        

KRİSTAL YANGININDAN DÜŞEN AFORİZMALAR

Yandığım doğrudur metanet denizlerinden…Her gün bir gülün derdindeyim…ne gören oldu ne de anlayan…bu yüzden kaçışlarım vardır kalabalık vadilerden kuytu aşiyanlara…bazen bir kuş kanadında , müşfik bir seslenişin ortasında …bazen de gülzarında bir rüyaya çıkıyor kapılarım…bütün bunlardan ne nur yüzlü kızlar ne de gül kokulu azizler bihaberdi…

Ne kadar Yusuf’uz ve ne kadar Yusuf’sunuz ! … Saf bir çocuğun kalbinden çıktım bu gece ben…çıkarken künefeciden… mesajında bütün güzellikleri buldum ben…kendimde miyim desem , değildim zaten…ayazların , parmak uçlarının ve en çok da bir gülün derdindeydim…

Yandığım doğrudur zindanlarında…olgunlaştığım da…aşk ile yanıp yakılan bütün insanları dinliyorum…herkes ağlayanım oluyor halime , ama merhem de olmuyor kimse…kokusunda kaldığım bir gülün uçurtma kanatlarındayım…kimseyi yaklaştırmıyor tahtına sevgilim… sevdiğim ne güzel… zindanım ne güzel…ne güzel rüyalarım…ne güzel…

Ne kadar Yusuf’uz kaçışlarımızla….düşündüm… ağladım bugün üç çeyrek güzelliğine…herkes güzel de bir ben miyim çirkin diye… bütün seslerin haykırışında isyanlar vardı ve sus dediler artık sus! Rüyalarımızı verdik ne güzel insansın diye…gelen geldi vereceğini verdi… sen de ver güzelliğini de…Nasıl olur dedim nasıl ?...olur olur dedi…peki tekrarından nasıl olur dedim…açarız önünü dedi…demek huzur ile kalktığım bu yüzden…ne güzel rüyalarında olmak…ne güzel…

Yandığım doğrudur hasretinden… arzu halimle gaflet ve delalete düştüm mü ben ?...zina ehli mi oldum ?… konuştum mu sustum mu ben ? söyle gül kokulu yar söyle ! ağlatıp da soldurdum mu ben?

Ağlayıp da solan bir benim… zindanlarında mutlu olan da ben ? ama yandığım doğrudur hasretinden…gafletlerden de kaçtığım doğrudur…

Ne kadar Yusuf’uz içimizdeki sese , soluduğumuz kafese…ne kadar rüyayız ilahi nefeslere…ne kadar gerçeğiz nefislerle…sahi biz ne kadarız ?... belki öğretilerimiz kadarız sokak uçlarında , belki üşüdüğümüz kadarız , aşk iklimlerinin köşe başlarında…zindanlara girebilecek kadar yumuşak huyluyuz belki…hatırda kalacak kadar yorumlardayız…ne kadar Yusuf’uz içimizdeki sese…sahi ne kadar Yusuf’uz

Yandığım doğrudur krizantem düşlerinde…aforizmalarda kaldığım doğrudur…yağmur hıçkırığıyla çoğaltıyorum gündüzümün en kuytu yerlerini…aşk ızdırabıyla aşıyorum rüyalardan kalanları…sabır diyorum her şeyden evvel sabır…sabır ey güzel sabır ? ne de güzelsin sen ulvi iklimlerde…ey güzel sabır !...

İlk ve son nefes kadar aralardasın…aşinalığım da sana , sabrım da…kararsız noktalarda kaldığım aşk ile yandığım kutsalın kıyılarındasın…lavların akarken ayak uçlarımdan denize kavuştuğum noktadasın…soğuk dalgalar kadar yakıcı lavlar korkusundan taşıp da coşan , ne çok öte aralardasın…elini açtın dua ile… her günüm Yusuf-33 diye…bekle beni bekle ! ateşinden korktuğum rabbimin sabrındasın…

Sufi’nin bir günü gibi yaşamamışsam bir ömrü , terk edilmiş cennetlerden ve ana rahmine düştüğüm günden beri elvedalarına ağlamamışsam , bir günü bir gül niyetine sevmemişsem , sesimde kalan sesini zina diye vermemişsem ve eğer ki zindanlarına mahkumum dememişsem , bir ömür bir gün olsa ne yazar…

Yandığım doğrudur ne kadar Yusuf’uz deyişimizden…bir güne niyet verdim Nurundan gülümsün diye…nurundan güller veresin…uçurtmanın ipinden tutulasın kuyruğundan ben jilet diye…reyhan reyhan kokulu öğretilerde kemaleti öğreten olasın… sen de zindanlarımda benim gibi Yusuf Yusuf kalasın…

13.01.2006

Yorum (yok) Yorum yaz!

en sevgili'ye

EN SEVGİLİ'YE

ey sevgili!...eğer gönlüme tesir eden bir nefeslik iç çekişim olsaydı
sararmış benzinde suzan olurdum...derbanda ve asumanda ay yüzün olsaydı
aşkın hevesinden gönlüme bıkkınlık gelmezdi.... öyle kuvvetli ki
arzularım şimdi isyana tevessül etmekte esaretinden…öyle özge canım belirdi
ki kemaleti öğreten oldum, dırahşan ve pesendide yüzünden…

ey sevgili!… önceleri senin elinden isyan ile şikayete giden ben
olurdum… masiva aşkına feryadım tamam olunca…sonraları bezm-i alem feryadıma…  saçlarındaki hüznü sarmaşık kıldı… ve saçların dökülünce saçaklarından onu ilk gören bahtı kara ben oldum…işte bu yüzden!... tam bu yüzden!... ah ile zar oldum elinden… gönlüme firak ve bitab düşerken…

ey sevgili!... ne zaman döneceksin letafet dünyasına… aşık-ı şuride
suzan oldum… hayretlere gark oldum… can oldum… canan oldum… heyulasına
dahi gül-i baran oldum… belli bir vaktin kader dendiği iyiliğe vuslat
kalbim… özge canın gülistanında mahzun…aşkına nalan olunca büyülü gözlerin
sığınağım oldu…

ey sevgili!...ender güzelliklerde seyr-ü sefaya dalan aşkın harp meydanındayım şimdi… yeter ki bir huzmecik asalet ver asilliğinden… o zaman razıyım gamınla cehalete kayıt düşülmeye… sözlerden düşmüşken murada…erdim de derviş oldum… kemaleti öğreten olunca, anladım ki erimişim çağ yangınında…

ey sevgili!... önceleri gönlümde nezaketle derlenmiş arzular vardı
çiçek çiçek… ol sebepten serkeş ve sergerdan gezindim kelebek kelebek…
divane! ah çeken aşıkların dilinden güler yüzümle geldim sana…yine de meyl
etmedin bana… vel hasılı ol sebepten hem vallahi hem billahi gördüm
dırahşan-ı dideni… üzüntüden en acılı arabesk duygulara büründüm… lakin
cümbüş ederken barlarda gördüm seni…

ey sevgili!... özge canımdan bezdirirken beni… ve benden cümbüş ederken
sefası…kaldı yalnızlığımda ağıtın, baştan sona cefası…ilk ve son nefes
kadar aralarda… sen ve ben olan aşkın narı… emrine amade dert ile
efganı… suzidil, suzinak geldi geçti aşktan… hem neyden… hem rebabtan …

ey sevgili! aşkına dideban olup geçtim yeni yeni engellerden… yalnızlığı kaç dersten çıkardığımı bulmalıydın sen…ve bir…ve iki… ve üç… ve dört
üftadem… bütün basamakların rakamlarında buldum seni…kaybeder miyim
desem kayda değer miyim… geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanın
aralığından…şubatından…martından…nisanından kalan ince bir sızı gibiyim...

15.03.2006

Yorum (yok) Yorum yaz!

bir nehir daha tükendi...

BİR NEHRİN TÜKENİŞİ

Hasretin kançanağı gözlerinde oturuyorsun;
seni soruyorum hiçbir şey bilmiyorsun…

Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...

Tükenişi bir aşkın,
bir nehrin tükenişine benzer.
Ne deniz olabildin,
ne nehir kalabildin...

Kendin ol, kendin ol…
Sen buysan başkası ol!

Buysan kederden öleceğim,
başkası olursan de kimi seveceğim?

/Ne Diyarbakır anladı beni ne de sen;
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../

                     1994, Haymana Cezaevi

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

tende silinen toprak kokusu...

       

 

                 

                 tende silinen toprak kokusu...


   simdi bir çekiş 
neleri özetler sessizce...oysa bitirdim ben ucu sivri kalemimi.ne bir ses nede bir dize dimagımdaki dügümü çözemez simdi...uçsuz bucaksız kutsal topraklarımdaki nem kokusu bogar gibi sevdamı.erken terkediş bu yasadıgım...içimdeki enkazlarını temizlemeye gidiyorum yıkık kentimin...çok mu uzak orası...alır mı basar mı beni bagrına?sol yanımda bir baska toprak kokusu,agrısı varken.bavulum bu kadar agırken ne kadar uzaga gidebilirim.aslında basıboş çıplak ayak gitmek var ya burada kendime ait bir sey bırakma korkusu var içimde.geri dönmem için bir bahane bırakmış olmam mı? yara bere içinde kaldım kosarken sevdana...çarpa çarpa kırık dökük simdi heryanım...simdi bu sehri sana bırakıyorum ezan sesleriyle,günbatımıyla,bir çoşup bir durulan ırmagıyla...yanıma aldıgım tek sey bana aldıgın meyve sabunları.renk renk...her sabun kokusunda tenini anacagım alışmaya çalışarak.zor olacak belki de burada kalmaktan daha zor...ama asla dönülmezlik huzur verecek ruhuma giren ezgilerle...baska bir tende baska bir sokak kokusunda...kendime bile yabancı olacagım bu sınırlar ötesinde seni bitirecegim gün sayarak...baska bir sehre ait olacak hikayem,siirim,sevdam...                                

 

                                                  arzellaa...

Yorum (1) Yorum yaz!

:: Sonraki »